İmamoğlu'nun diplomasının iptali elbette bir siyasal rakibin diskalifiye edilmesi amacını taşıyor öncelikle. Ancak bugün siyasal İslamcıların cumhuriyet nefretiyle bütünleşen başka bir düşünceleri yatıyor bunun temelinde. Eskiden beri Türkiye'de İslamcı, muhafazakar ve kimi milliyetçiler üniversite sınavlarının hileli olduğunu savunur. Bu bahsim, sınav sorularının çalındığı veya şifrelendiği AKP-Fetullah işbirliği döneminden öncesi, daha doğrusu AKP'nin iktidar olması için yapılan 1980 darbesinden öncesi için konuşulan şey. Zira 1980'den sonra devlet sisteminin çeşitli tarikat mensuplarını nasıl canhıraş devlet kadrolarına yerleştirmeyi amaçladığı çok açık.

Tevatür odur ki, beyaz Türklerin hakim olduğu dönemde üniversite sınavlarında hileler döner ve beyaz Türklerin çocukları sınava bile girmeden istedikleri bölüme yerleştirilirdi. Zaten köylülerin üniversite hocası olmasına müsaade edilmeyen sistemde beyaz Türklerin çocukları kolaylıkla üniversite diplomalarını alır, zaten monşerler tarafından işgal edilen hariciyede hemen işe alınır. Üniversitede asistan yapılır, kaymakam vali yapılır. İşte memleketin ne kadar ballı börekli pozisyonları varsa bu hileli diplomalı beyaz Türkler yerleştirilir, memleketin köylü çocuklarına zeka kapasitelerinin altında memuriyet kalırdı.

Bu tür meseleleri insan kaç yaşında duyarsa kulağında kalır? 12 yaş diyelim. 47-12=35. Demek ki ben 35 senedir bu hikayelere maruz kalıyorum, abartmıyorum. Bunları nereden biliyorum? 1993 yılında Polis Kolejine ilk adım attığımda, daha elimdeki çantayı yere bırakmadan yan ranzada toplanan 4 çocuğun ateşli tartışmalarında "Atatürk'ü gömmüşler, toprağın üstüne geri çıkmış, onu toprak bile kabul etmemiş..." muhabbetini yapan yatılı okul öğrencisinden, lisedeki üniversitedeki İslamcı hocasının "ahh gençler siz bilmezsiniz..." ile başlayan cumhuriyet serzenişlerinden, yıllardır yanıma gelip "ama hocam, onlar da zamanında..." ile söze başlayan ve tarikat medreselerinde/yurtlarında yetiştiğini gizlemeyen öğrencilerimden biliyorum. Bir yurdum imamıyla sohbete başlayınca, bir yerde sıkıştığında "onlar!" ile devam eden hiddetli cümlelerinden biliyorum. Velhasıl, bu tevatür öyle üç beş kişi tarafından konuşulan bir dedikodu değil, tam tersine memleketteki İslamcı/muhafazakar/milliyetçi, yani anti-komünizm üzerine kurulu sağcılığı benimseyen ve bir şekilde ocak/tarikat/medrese/parti okulu endokrininden geçmişlerin pek çoğunun inandığı bir şey.

Yıllarca ayrımcılığa maruz kalıp, süreçlerden dışlandığını düşünen bu güruh, kendisine yapılanları tazmin etmeli, hatta bir adım ileri gitmeli ve hatta geçmişin öcünü zafer çığlıklarıyla almalıydı. 2011-2012 yıllarında iç kavgadan (akp-fetullah kavgası) ötürü ortaya çıkmıştı soruların çalışması, belki bu iç kavga olmasa yıllarca biz de uyutulacaktık. Bugüne kadar sağ iktidarlar döneminde ki bu nedeyse 1950 sonrası tüm siyasal hayatımız, 75 yıl, ne olup bittiğini bilmiyoruz.

Basit bir mantık. Beyaz Türkler yıllarca bunu yaptıysa, şimdi sına bizde. Yapılan son derece meşru. Kimsenin hakkını yemiyoruz, bilakis geçmişte yenilen hakkımızı geri alıyoruz. Allahtan (moda deyimle) ak partililer ak partilileri şikayet etti de en azından Ak Parti döneminde yapılan hile ve hurdanın bir tevatürden ibaret olmadığını, etli, canlı bir sahtekarlık olduğunu gördük.

Diplomanın iptali meselesinde, anti-komünizm üzerine kurulu kof dincilik ve milliyetçilikle soslu sağcıları en çok mutlu eden durum, en büyük siyasal rakip olan ama bir yandan Trabzon'un bir köyünden Karadenizli Laz müteahhit kadar, Sorbone doktoralı ve beyaz Türklerin kalelerinden Galatasaray'da profesörlük yapan sarışının diplomasının da geçersiz sayılarak, bu beyaz Türk'e dersinin verilmiş olmasıydı.

Son zamanlarda "yetim hakkı" sözcüğünün unutulduğunu fark ettim. "Yetim hakkı"nı akıllarımıza nakşeden bir beyaz Türk, Uğur Dündar idi.

İBB'nin sınavsız ve açık bir kayırmacılıkla ABD'ye doktora eğitimine gönderdiği bacılar hakkında suç duyurusu, herhalde bir yolsuzluk, yetim hakkı olarak görülmemiş olacak ki, bugüne kadar kendileri hakkında açılmış bir dava veya harcanan devlet kaynağının rücu edildiğini duymuş değiliz. Belli ki yüce yargımız da henüz geçmişte beyaz Türklerin yaptığı hilelerin henüz tazmin edilmediği görüşünde.

Evet, bütün hükümet politikası, ak partiye oy verme davranışındaki saiklerden biri bitmeyen ve kolay biteceği de görünmeyen bu tazminat hakkı ve daha ileri giden intikam ve öç alma üzerine. Acaba daha ne olacak ki, 75 yıldır bir iki yıl ve askeri rejimler dışında (taş çatlasın 10 yıl diyelim) kesintisiz devam eden sağ iktidarlara rağmen, tazmin edilemeyen mağduriyet giderilebilecek; hayasızca devam eden intikam ve öç hissi son bulacak?

Hakikaten merak ediyorum.