DOÇ. DR. VEYSEL DİNLER

ÇORUM HİTİT ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ

Memlekette kendinden başka kimsenin mağdur olamayacağına dair kanun koymuş olanlar, daha bir iki gün önce yıldönümünü yaşadığımız 28 Şubat’ta mağduriyet ağıtları yakarken; bugün olan biten hiçbir şeyde "ben bir mağduriyet görmüyorum" diyerek, sadece din ve milliyete dayalı kof sağcılığın kendilerine verdiği iki yüzlülük hakkını sonuna kadar kullandılar.

Uzun zamandan beri Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 216. maddesi ile din alanında (din derken yanlış anlaşılmasın Sünni İslam’ı kastediyorum) en ufak bir eleştiri bile "dini değerleri aşağılama" suçu olarak torbaya atılırken; Zorlu Holding'de yaşanan mail krizi yeni bir torba hükmü daha hayatımıza girdi: TCK m. 115: "İnanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme" suçu.

Sanırsınız ki, şirket yöneticisi çalışanlarına oruç tutmayı yasaklamış, herkese zorla su içirmiş, yemek yedirmiş. Şirket bir politika belirlemiş "kurumsal mailden Şeker ve Kurban Bayramı dışında dini günler kutlaması yapılmayacak" diye. İşgüzar bir müdür kurumsal mailden "Hoşgeldin Onbir Ayın Sultanı Ya Şehri Ramazan" yazınca, üst müdür tekrar uyarma gereği hissetmiş, "bak seni daha önce de uyardım bu konuda" diye mail atmış. Bunun akabinde olan bitenlerle, dinci despotizminden dinli/dindar despotizmine geçtiğimizin ve her an mahalle baskısıyla bir had bildirme, mahvetme ve yok etme ile karşı karşıya kalabileceğimizi öğrenmiş durumdayız.

"Ne haddine insanların Ramazan kutlamasına karışmak!" şirket böyle bir ilke karar benimseyebilir mi?

Peki öyle olsun, mahalle baskısı, dindarların ladini bir tarz belirlemiş seküler özel sektör üzerine dahi çöksün. Kabul ettik.

“RAMAZAN DOLAYSIYLA KAPALIYIZ”

Gelelim Türk Ceza Kanunun diğer bazı maddelerine.

"Dil, ırk, milliyet, renk, cinsiyet, engellilik, siyasi düşünce, felsefi inanç, din veya mezhep farklılığından kaynaklanan nefret nedeniyle; bir kişinin kamuya arz edilmiş belli bir hizmetten yararlanmasını" engellemek TCK m. 122'ye nefret ve ayrımcılık suçu değil mi?

Bunun cezası 1 yıldan 3 yıla kadar hapis değil mi?

"Ramazan dolayısıyla kapalıyız!" tabelası asan lokantalar, oruç tutmayanları kamuya arz edilmiş bir hizmetten yararlanmaktan mahrum etmiyor mu?

Benim yaşadığım kent Çorum'da meşhur bir lahmacuncu her yıl ama her yıl hiç şaşmadan Ramazan ayında tadilata gidip, bizi pahalı ama lezzetli lahmacunlarından mahrum bırakmıyor mu? Ramazan'da pişmiş gıda tedarikçilerinin oruç tutmayanları sırf inançları (kaldı ki, inanan insanlar istemedikleri için veya başka sebeplerle oruç tutamayabilir) sebebiyle gıda arzından mahrum bırakılmıyor mu?

Gelin "Ramazan dolaysıyla kapalıyız!" yazan tüm lokantalar hakkında suç duyurusunda bulunalım, var mısınız?

Ben yokum.

Buna serbest piyasanın kendiliğinden cevap vereceğine inanıyorum. Herkes ne zaman açacağını, ne zaman kapanacağını kendisi bilir. Ramazan ayında bu boşluktan istifade para kazanacağını da düşünen olabilir, tam tersi kendi müşteri grubunu kaybedeceğini de düşünen olabilir. İşte serbest piyasa bu, buna göre hangi müteşebbis nasıl bir strateji belirledi ise, ekonomik sonuçlarına kendi katlanır, olumlu veya olumsuz. Buraya kamu/devlet müdahale edemez.

Tıpkı Zorlu Holding’in iç yazışmalarına ve din özgürlüğünü engellemeye zerrece elverişli olmayan bir yazıdan dolayı "din özgürlüğünü engellemek" safsatasından ifadeye çağrılamayacağı ve istifaya zorlanamayacağı gibi. Kimin ne haddine yahu bir şirketin iç yazışmasından dolayı baskı kurmak?

İşi Türk Ceza Kanunu işletmeye ve her eylemden suç çıkartmaya zorlarsak, o zaman pekâlâ Ramazan dolayısıyla kapalı lokantalar da insanlara inançları dolaysıyla mal ve hizmet vermekten kaçınıyorlardır ve suç işliyorlardır.

Meseleye "devlet"i karıştırtırsan, devlet Ramazanda dükkanların kapalı olmasını yasaklayabilir. "madem lokantayım diye yola çıktı isen, mücbir sebep olmadıkça kapatamazsın kardeşim, seve seve de hizmet edeceksin oruçsuz beynamazlara" diyebilir.

Vestel mestel veya bir başka şirket de hangi dini günlerin kurumsal mail yoluyla kutlanıp kutlanamayacağını belirleyebilir. Filanca kebapçı, lahmacuncu da her yıl Ramazan tadilatına gitme hakkı kadar doğal bir haktır bu.

TÜSİAD SORUŞTURMASI

Özel sektöre bu denli kamuoyu baskısı yapmaya kalk, sonra TÜSİAD kendi alanıyla ilgili konuşunca eleştir. Maalesef 1940’larda komünizm düşmanlığı ile başlayan ve oraya sıkışıp kalan sağcılığın tüm vasıfları aynı anda devrede.

Empati ve sempati yoksunluğu. Sadece sağcılar/Sünniler mağdur olabilir bu toplumda, başkalarının mağdur olma hak ve yetkileri yoktur.

Apati. Yani duygu yoksunluğu. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.

Antipati. İnanmayanlara/farklı inançtan olanlara karşı olumsuz tutumu, mahalle baskısı kurmayı mübah görme.

Sonuç olarak, din kamusal hayata bu kadar girer ve özel sektörü bu denli etkilemeye kalkarsa, bu iş şirazesinden çıkar. Din özel yaşamın bir parçasıdır. Bunun kişinin sosyal hayatını ve iş ilişkisini etkilememesi mümkün değildir, ancak sınırı aşmamalıdır. Şeriat ülkesinde yaşamadığımızı tekrar hatırlatmak zorundayım. Eğer öyleyse çıkın "biz şeriat ilan ettik, mecbur uyacaksın!" deyin, ona göre hareketlerimizi bilelim.

Sadece biraz empati, biraz başkalarının da mağdur olacağını bilin yeter.